Web ster Sözlüğü’nü açtığınızda Vampir sözcüğünün karsısında su yazar; Ölü bir insanin canlanmasına veya geceleri mezardan çıkmasına inanmak; vampirler uyuyan insanların kanlarını emerler.
Guiley, sondaki uyuyan insanların kanlarının emilmesi bölümünün saçma olduğunu söylüyor ve ekliyor; Aslında tümü saçma, herkes vampir tanımını aynen yapamaz, genelde filmlerden ve kitaplardan etkilenilir. Ortada hep ölümsüz, fiziksel ve seksüel yönden çok güçlü, yapmacık, geceleri yasayan ve doğaüstü güçlere sahip bir yaratığın olduğu sanılır. Bu saçma inançlara göre bir vampir, kötülük doludur çünkü yasayan insanların kanlarını emerek yasamanı sürdürür, oysa bu doğaüstülük ve ölümsüzlük için ise yaramaz. Sonuç olarak bütün bunlar vampir folklorundan kaynaklanırlar ve gerçekten uzaktırlar.
Guiley, yıllarca süren araştırması sırasında, ne Brom Stoker'in Dracula'sina, ne de Anne Rice'in Lestat'ina veya Armand'ina rastlamadığını belirtiyor. Bunlar gerçekten birer kurgu/fantezi, bu tür tiplemeler aslında arzulanan istenen vampir tiplemeleri yani toplumun bilinçaltı atamaları; güncel sinemada bu daha belirgindir; artık vampirler Klaus Kinski, Christopher Lee veya Bela Lugosi gibi çirkin deil, Gary Oldman, Antonio Banderas veya Tom Cruise gibi yakisikli ve seksidirler, seyirci onlarin kazanmasini açik açik ister ve taraflarini tutar. Guiley'in ideal vampirin elbette dogaüstü olacagini ama bunun alternatif realite geregi anlamina geldigini söylüyor; asil gizem eger dikkat edilirse buradadir ve vampirin dogaüstülügü buradadir yani alternatif olmasinda... Gerçek vampirler her seyden evvel, genelde kan fetisisti degiller. Bireysel olarak bazlari insan veya hayvan kanini siddetle arzu ediyorlar. Bu arzu kan tadini sevmek veya biraz seksüel ya da majikal bir ritüel sonucunda olusabilir, bazlari saglik, uzun ömür ve majikal güç saglamak gibi nedenleri ortaya koyuyorlar. Birçok kan içici, basit ve saf insanlar, vampir inançlariyla ya da dogaüstü güçlerle hiç ilgilenmiyorlar. En iyisi, onlari "vampir gibi" diye tanimlamak çünkü gerçekten geleneksel veya kurgusal vampir gibiler; kan tüketiyorlar. Bazi kan içme olaylarinin içeriginde kurbanlarinin kanini içme faktörü kiskançliktan veya kinden kaynaklanyor. Bunlar gerçek vampir degiller, sadece vahsi bir biçimde öldürüyorlar. Anemi hastaligina tutulmus olanlari hariç tutabiliriz; kan hastalklarinin kan içme tutkusuna neden oldugu görülmüstür ama biz bu olaylari vampirlik saymiyoruz.
Vlad Tepes, bazi Boyarlar'in Türklerle iyi geçinmelerine kiziyor, gizli gizli örgütleniyordu. 1457 yilinda Vlad Tepes bir darbe hazriladi, bir gece yarisi Osmanli taraflisi Boyarlarin satolarnini tek tek basarak tümünü aileleriyle beraber esir aldi ve vahset o gece basladi. Esirlerini aylar boyunca dolastirarak birer birer öldürdü, inanilmaz iskenceler yapiyordu, kadin çocuk dinlemiyor; anadan dogma soyuyor, uçurumlardan atiyor, derilerini yüzüyor, açliktan öldürüyor, buzlu sularda bogduruyordu. Sonunda haberler Fatih'e ulasti ardindan Osmanli birlikleri bölgeye girdiler.
Vlad Tepes, önce birkaç çatismayi kazandi ve esir ettigi Türkleri feci sekilde öldürttü; çogunun kavuklarini baslarina çiviletmis ve sonra da kaziga oturtmustu. Tam anlamiyla çildirmisti; ya kazanlari kaynatyor, insanlari içine canli canli atiyor, kesik baslardan kuleler yapip karsinda oturup sarap içiyordu, iste ''Kazıkli Voyvoda'' unvanini o zaman kazandi çünkü esirlerini canli canli yaglanmis kaziklara oturtuyordu. Böyle bir ölüm günlerce sürüyordu..
Efsaneye göre, satoda uzaklara açilan gizli geçitler vardi, Osmanli askerleri canla basla savasirlarken, çevreden Tepes'in baska yerde oldugu haberlerini aliyorlar ve moralleri bozuluyordu ve sonunda Voyvoda'nin orada olmadigindan emin olarak geri çekildiler ama savas bitmemisti. Sürekli Türklerle savasan Vlad Tepes,1462'de kaça kaça geriledigi Poenari'de kusatildi, karsi kuleden irmaga atlayarak intihar etti. Ama Tepes yine kaçmayi basararak yeniden örgütlenmeye baslamisti ki, öldürüldü, söylentilere göre bir suikaste uğramisti. Efsaneye göre, basi kesilerek, bedeni kayalardan asagi atildi, cesedi toplayan rahipler bir Snagov Manastiri'nin gizli bir mahzenine gömdüler. Ama 1931'de yaplan kazilarda bir sey bulunamadi. Türkler sonunda satoyu da ele geçirerek yakip, yiktilar, öç alinmisti. Kalintilar 1940'taki bir depremden sonra iyice kayboldu. 1960'a kadar satonun yeri bilinmiyordu; Raymond T. McNally ve Radu R.Florescu satoyu buldular. Sonra restore edildi ve Romanya icin önemli bir gelir kaynagi oldu. Bu iki araştırmacı ayni zamanda da, efsanevi Count Dracula'nin tarihi tiplemesini de yaratmış oldular; Florescu bulduğu bir belgede, Vlad Tepes'in kurbanlarinin kanını içtiğini ve olumsuzluk pesinde olduğunun yazılı olduğunu açıkladı. Brom Stoker'in Dracula'si da ayni çizgide olduğu için, artık Dracula efsanesi tamamlanarak sağlam temellere oturtulmuştu. Stoker'in Dracula'si 1897'de yazıldı; ortada kesin kanıtlar olmasa da, Stoker'in Vlad Tepes'le ilgili tarihi kaynakları bir şekilde ele geçirdiği sanılıyor.
1977'de çok garip bir olay oluncaya kadar, Dracula bir korku filmi kahramanı, Vlad Tepes ise, tarihin karanlıklarında kalan bir isimdi. Amerikalı bir gezgin olan Vincent Hillyer, izin alarak bir gece Dracula'nin satosunda kaldı, o gece saldırıya uğrayarak boynundan ısırılınca bir efsane daha doğdu. Guiley bizlere vampirlerin gerçekten var olduklarını kanıtlıyor ama bunlar bildiğimiz beyaz perde vampirlerine hiç benzemiyorlar, aramızdalar ama bizim gibiler fakat farklı yasıyorlar. Dracula Efsanesi'nin temelinde Osmanlıların bas düşmanlarından olan Romanyalı Voyvoda Vlad Tepes var. Anlaşılıyor ki, Guiley'in insan vampirleri dışında oluşan vampir efsanesi, ticari bir ana fikirden doğarak basarili olmuş ama bu sonucu bilinmeyen olayları göz ardı etmeye engel olmuyor. Guiley'in anlattıkları, gerçekten de düşündürücü. Bir an düşünüyoruz, yukarıdaki tariflere uyan tanıdıklarımızı, ye onların içinde bir vampir varsa..
(Kaynak: FENOMEN Dergisi Ekim 1996)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder